Dünya çapında 176 ülkede, 400 bin işlem noktasında hizmet veren, Aktif Bank çatısı altında yer alan para transfer şirketi UPT, uyguladığı özel kampanyalarıyla uluslararası para transferlerini çok daha rahat ve düşük maliyetli hale getirmeye devam ediyor. 2010 yılından bu yana hızlı güvenilir ve düşük maliyetli para transferinin adresi olan UPT’nin geliştirdiği ilk kampanya kapsamında, 15 Haziran – 15 Temmuz tarihleri arasında UPTION mobil uygulaması üzerinden yurt dışı banka hesaplarına yapılan transfer işlemleri 1 Dolar /1 Euro / 1 Sterlin olarak ücretlendiriliyor. UPTION uygulamasına özel bir diğer kampanyada ise 15 Haziran – 15 Temmuz tarihleri arasında, ilk kez üye olup UPTION Kart ile harcama yapacak olan müşteriler için yüzde 10 nakit iade veriliyor.
UPTION ile dünya nüfusunun yüzde 95’ine para gönderimi mümkün
Kampanyalara ilişkin bilgi veren UPT Genel Müdürü Hakan Özat, “2022’nin sonunda yoğun ilgi gören kampanyalarımızı kullanıcılarımızın ihtiyaçları ve talepleri doğrultusunda yeniden hayata geçirdik. Yurt dışı para transferinde en ucuz yol olan UPTION ile tüm Avrupa’ya, hesaba gönderim tutarından bağımsız 1 Euro, İngiltere 1 Sterlin ve Bağımsız Devletler Topluluğu (CIS) bölgesinde 100 Dolar tutarında bir transferin ücreti ise sadece 1 Dolar. CIS bölgesinde UPTION fiyatının altına inebilecek bir rakip yok” dedi. UPTION’ın dünya nüfusunun yüzde 95’ine para gönderimi yapılabildiğinin altını çizen Hakan Özat, “UPTION, yabancı para biriminin ucuza, hızlı ve kolay transferini gerçekleştiren ve bu yönde tüm ihtiyaçları tek potada eritebilen bir marka. UPTION aslında yabancı para birimini yabancı olmaktan çıkartıyor, parayı birim bağımsız hale getiriyor, parayı ve parayla olan ilişkiyi globalleştiriyor” şeklinde konuştu.
İş Bankası KOBİ ve İşletme Bankacılığı Pazarlama Müdürü Özge Küllah Kurtuluş, KOBİ ve işletmelerin dijitalleşmesinde bankacılık sektörünün katkılarının ve rolünün önemli olduğunu söyledi. Bloomberg HT televizyonunda Finansal Teknoloji programına konuk olan Kurtuluş, KOBİ’ler için en önemli yatırımın dijitalleşme olacağını söyledi. İş Bankası’nın KOBİ’ler için dijital okur yazarlık eğitimlerini iş ortakları ile birlikte tüm Türkiye’de bugüne kadar gerçekleştirdiğini ve gerçekleştirmeye devam ettiğini ifade eden Kurtuluş, “Buna devam edeceğiz. Çünkü en önemli bölüm bu. Ürün ve hizmetlerimizin hemen hemen hepsini dijital kanala aktarıyoruz” dedi.
Dijitalleşme KOBİ’ler için seçenek değil, zorunluluk
Teknolojinin ve veri işlemenin geldiği noktada dijitalleşmenin KOBİ’ler için bir seçenek değil, ayakta kalmaları için zorunlu bir süreç olduğunun altını çizen Kurtuluş, KOBİ’lerin dijitalleşmeyi neden önceliklendirmesi gerektiği konusunda şu yorumda bulundu: “Önceliklendirmeliler çünkü rekabet avantajını ancak böyle sağlayabilirler. KOBİ’ler maalesef daha sınırlı sermaye ile faaliyet gösteren işletmelerimiz. Bu nedenle işleyiş süreçlerini ne kadar verimli hale getirirlerse o kadar ana işlerine odaklanabilirler. Bu da rekabette önemli avantaj elde etmelerini sağlar. Dijital kanallarla artık olmayan pazarlara gidebiliyorlar. Dijital önceliklendirme KOBİ’leri daha esnek, daha rekabetçi ve daha yenilikçi hale getiriyor.”
‘Tüm ticari işlemlerin yakında zamanda dijitalden yapılacağını düşünüyoruz’
Bankacılıkta tüm ticari işlemlerin yakın zamanda dijital kanallardan yapılacağını öngördüklerini belirten Kurtuluş, tüm teknolojik yatırımları da bu çerçevede hazırladıklarını söyledi. Dijitalleşmenin zaman tasarrufu yaratarak KOBİ’lerin kendi işlerine odaklanmasını sağladığını vurgulayan Kurtuluş, “Diğer taraftan finansal süreçlerini daha verimli ve etkin bir şekilde yürütebiliyorlar. Biz de Diji Kolay ile KOBİ müşterilerimizin dijitalleşme ihtiyaçlarını karşılayan ürün ve hizmetleri, tek bir çatı altında kolay ve ayrıcalıklı şekilde sunarak firmaların dijitalleşmesine destek oluyoruz” dedi.
Giriş: Yapay Zeka Muhakeme Yetenekleri Üzerindeki Tartışmalar
Yapay zeka (YZ) dünyası, özellikle de büyük muhakeme modellerinin (BMM) veya muhakeme yeteneğine sahip büyük dil modellerinin (MDM) yetenekleri konusundaki tartışmalarla çalkalanıyor. Apple’ın bir araştırma makalesinde, bu modellerin aslında karmaşık görevlerde “düşünme” yerine “örüntü eşleştirme” yaptığı ve gerçek muhakeme yeteneklerinin sınırlı olduğu iddiası, bu tartışmaları alevlendirdi. Ancak, bu iddialara karşı çıkan ve test yöntemlerinin kusurlu olduğunu savunan yeni araştırmalar da ortaya çıktı. Bu makalede, Apple’ın araştırmasının bulgularını, bu bulgulara yönelik eleştirileri ve bu tartışmanın yapay zeka geliştiricileri ve karar vericileri için ne anlama geldiğini inceleyeceğiz. Bu yoğun rekabetin ve hızlı gelişmelerin yaşandığı dönemde, yapay zeka dünyasındaki bu çekişmelerin detaylarına inmek, sektörün geleceğine dair önemli ipuçları sunmaktadır.
Bölüm 1: Apple’ın Araştırması ve Bulguları
Apple’ın araştırması, büyük muhakeme modellerinin (BMM) performansını değerlendirmek için dört klasik planlama problemi (Hanoi Kuleleri, Blok Dünyası, Nehir Geçişi ve Dama) kullandı. Araştırmacılar, modelleri birden fazla adım planlamaya ve eksiksiz çözümler üretmeye zorlayan görevler tasarladılar. Bu oyunlar, bilişsel bilimler ve YZ araştırmalarındaki uzun geçmişleri ve karmaşıklıklarını artırma yetenekleri nedeniyle seçildi. Modellerin sadece doğru cevabı üretmekle kalmayıp, aynı zamanda düşünme süreçlerini adım adım açıklamaları da beklendi. Bulgulara göre, görevler zorlaştıkça, çeşitli önde gelen muhakeme modellerinin performansı tutarlı bir şekilde düştü. En karmaşık görevlerde performans sıfıra kadar geriledi. Araştırmacılar, bu düşüşü, modellerin görevler çok zorlaştığında tamamen problem çözmekten vazgeçmesi olarak yorumladı. Bu durum, özellikle Apple’ın yıllık Dünya Çapında Geliştiriciler Konferansı (WWDC) öncesinde yayınlanmasıyla büyük yankı uyandırdı ve mevcut nesil MDM’lerin hala gelişmiş otomatik tamamlama motorları olduğu, genel amaçlı düşünürler olmadığı yönündeki tartışmaları tetikledi.
Bölüm 2: Eleştiriler ve Alternatif Argümanlar
Apple’ın araştırmasına yönelik eleştiriler, özellikle sosyal medyada (X) yoğunlaştı. Eleştirmenler, Apple ekibinin “token bütçesi” yetersizliklerini muhakeme yetersizlikleriyle karıştırdığını iddia etti. Örneğin, Hanoi Kuleleri gibi bazı problemlerin, modelin çıktı boyutu arttıkça, token sınırları nedeniyle başarısız olduğu vurgulandı. Bu eleştirmenler, modelin doğru bir strateji izlemesine rağmen, token sınırları nedeniyle çözümün tamamını yazamadığını savundu. Ayrıca, görevin daha küçük adımlara ayrılmasının bile performansı düşürdüğü, bunun nedeninin modelin önceki adımları hatırlayamaması olduğu belirtildi. Bu bağlamda, asıl sorunun muhakeme yeteneği değil, modelin bağlam penceresinin (context window) boyutu olduğu öne sürüldü. Alternatif bir bakış açısı, modellerin “örüntü eşleştirme” yerine kısmi sezgisel yöntemler öğreniyor olabileceğini öne sürdü. Bu eleştiriler, Apple’ın araştırmasının sonuçlarının, model yetenekleri yerine test tasarımının sınırlamalarını yansıtabileceğini göstermektedir.
Bölüm 3: “The Illusion of the Illusion of Thinking” ve Sonuçları
Apple’ın iddialarına karşı olarak, “The Illusion of the Illusion of Thinking” başlıklı yeni bir araştırma yayınlandı. Bu araştırma, gözlemlenen performans düşüşünün, muhakeme yeteneğinin gerçek bir sınırı olmaktan ziyade, test kurulumunun bir yan ürünü olduğunu savundu. Araştırmacılar, Apple’ın çalışmasındaki başarısızlıkların çoğunun token sınırlamalarından kaynaklandığını gösterdi. Hanoi Kuleleri örneğinde, modellerin her adımı yazmak zorunda kalması, çıktı sınırlarına ulaşmasına neden oldu. Yeni araştırma, modellerin, her adımı ayrı ayrı yazmak yerine, bir Lua fonksiyonu kullanarak çözümü üretmelerine izin verdiğinde, daha karmaşık problemlerde başarılı olduklarını gösterdi. Bu yaklaşım, modelin muhakeme yeteneğinin olmadığını değil, sadece yapay ve katı bir kurala uymadığını ortaya koydu. Bu durum, yapay zeka geliştiricileri ve karar vericileri için değerlendirme tasarımının, model tasarımı kadar önemli olduğunu vurguluyor. Özellikle, uzun planlama zincirleri veya adım adım çıktı gerektiren görevlerde, modelin bağlam penceresi, token bütçesi ve değerlendirme kurallarının anlaşılması, güvenilir sistem tasarımı için kritik öneme sahiptir.
Sonuç: Yapay Zeka Değerlendirmesinde Yeni Yaklaşımlar
Apple’ın araştırması ve buna yönelik eleştiriler, yapay zeka dünyasında değerlendirme yöntemlerinin ve test tasarımlarının ne kadar kritik olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Bu tartışma, büyük muhakeme modellerinin (BMM) yeteneklerinin daha iyi anlaşılması için yeni yaklaşımlara ihtiyaç olduğunu gösteriyor. Artık, modelin performansını değerlendirirken sadece doğru cevabı aramak yeterli değil, aynı zamanda modelin nasıl düşündüğünü, hangi stratejileri kullandığını ve hangi sınırlamalarla karşılaştığını da anlamak gerekiyor. Bu, yapay zeka sistemlerinin daha güvenilir, şeffaf ve etik bir şekilde geliştirilmesi için hayati öneme sahip. Gelecekteki araştırmaların, modellerin muhakeme yeteneklerini daha doğru bir şekilde ölçmek için daha esnek ve gerçek dünya senaryolarına daha yakın test yöntemleri kullanması gerekiyor. Geliştiricilerin, modellerin sınırlamalarını ve potansiyellerini daha iyi anlamaları, yapay zeka uygulamalarının başarısı için kritik bir faktör olacaktır. Bu nedenle, değerlendirme süreçlerinde token sınırları, bağlam pencereleri ve çıktı biçimleri gibi faktörlerin dikkate alınması, yapay zeka sistemlerinin güvenilirliğini artıracaktır. Sonuç olarak, yapay zeka alanındaki bu tartışmalar, hem araştırmacılar hem de endüstri profesyonelleri için önemli dersler çıkarıyor ve yapay zekanın geleceği için daha iyi bir yol haritası çizmemizi sağlıyor.
Şirketin COO&CTO’su Hakan Mandalı, 21 Nisan Dünya Yaratıcılık Ve İnovasyon Günü vesilesiyle yaptığı konuya ilişkin değerlendirmede, “Ar-Ge alanında istihdamın artırılması, toplam üretkenliğin ve verimliliğin iyileştirilmesi için yoğun çaba harcıyoruz. 2008 yılında 87 kişi olan ekibimiz 15 yılda yaklaşık 440 kişiye ulaştı. Bunun yüzde 25’ini kadın mühendislerimiz oluşturuyor; çeşitlilik ve kapsayıcılık yaklaşımımız kapsamında bu oranı daha da artırmak için çalışmalarımız sürüyor. Ar-Ge Merkezi alanımız yüz ölçümü olarak da 15 yıl boyunca neredeyse yüzde 75 arttı. Her geçen gün büyüyen ekibimiz ve çalışma alanımızla gezegenimiz, ülkemiz, sektörümüz ve tüketiciler için yaşam kalitesini artıran, sürdürülebilirliğe katkıda bulunan akıllı ürünler geliştiriyoruz. Buradaki 440 değerli mühendis arkadaşımızla birlikte imza attığımız patentli teknolojilere sahip inovatif ürünlerin dünya pazarlarına ihraç edilmesinden gurur duyuyoruz” dedi.
Çerkezköy’ün bir üretim ve tedarik zinciri olmasının yanı sıra Ar-Ge fonksiyonuna da sahip olmasının BSH global ağında Türkiye’yi daha da önemli bir konuma taşıdığını söyleyen Mandalı, “Tüm ürün grupları için çalışmalar yürüttüğümüz merkezimizde özellikle soğutucu ve pişirici ürün gruplarında global anlamda yoğun bir Ar-Ge sorumluluğuna sahibiz. Dolayısıyla özellikle soğutucu grubunda Polonya, Hindistan, İspanya gibi farklı ülkeler için de fabrika geliştirme süreçlerinin tüm sorumluluğunu biz alıyoruz” şeklinde konuştu.
Ar-Ge çalışmalarında bir fikrin geliştirilmesinden ürün haline getirildiği son aşamaya kadar çeşitli paydaşlarla ilişki halinde olduklarını vurgulan Mandalı “Bu süreçte, üniversiteler, tedarikçiler ve yenilikçi startup şirketlerle iş birlikleri yapıyoruz. Ortak bilginin ‘daha fazla bilgi’ olduğuna inanıyoruz. Amacımız dijitalleşen dünyamızda hem müşterilerimizin hayatını kolaylaştıracak yeni dijital deneyimleri tasarlamaya devam etmek hem de üretim ve tedarik süreçlerimizde dijital yetkinliklerimizi kullanarak verimliliği artırmak. Bu süreçte kendi bünyemizde, üniversitelerle ve yenilikçi startup’larla birlikte gerçekleştirdiğimiz projelerle sektörümüze ve globale ilham kaynağı olan çok önemli projelere imza atıyoruz” diyerek sözlerini tamamladı.
Şirketten yapılan yazılı açıklamada aşağıdaki bilgilere de yer verildi:
“Yıllık ortalama patent sayısı 45’in üzerinde olan şirket, 2020 yılında 32 adet, 2021’de 53 ve 2022’de 46 patent başvurusu ile tescil aldı. Artış bir önceki yıla göre yüzde 20’den fazla olduğu için 2 yıl üst üste artırımlı Ar-Ge teşviki kazandı. Sadece 2022 yılında 63 patent ve faydalı model başvurusu yapıldı.
Global olarak Ar-Ge yatırımlarını her yıl artıran şirket pandemi öncesinde Ar-Ge’ye, toplam cironun yüzde 3,9’una karşılık gelen 628 milyon Euro’luk bütçe ayırırken, bu oran 2022’de yüzde 5,3’e karşılık gelen 840 milyon Euro’ya çıkarıldı.”
Eskişehir Sanayi Odası ev sahipliğinde gerçekleştirilen seminerde imzalanan protokol kapsamında; IAB Eskişehirli işletmelere 2-10 Haziran tarihleri arasında 24 saat sürecek bir Dijital Pazarlama İletişimi eğitimi verecek. Sektör profesyonelleri ve akademisyenler tarafından Eskişehir’de fiziksel olarak gerçekleşecek eğitimler sonunda katılımcılara IAB Avrupa onaylı katılım belgesi verilecek.
Prof. Dr. Aydın Ziya Özgür’ün takdimiyle başlayan açılış, Eskişehir Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Celalettin Kesikbaş ve IAB Yönetim Kurulu Başkanı ve Sahibinden.com CEO’su Burak Ertaş’ın konuşmalarıyla devam etti. Toplantıda Kesikbaş, “Hepimiz şirketlerimiz içerisinde satış pazarlama alanında aksiyonlar gösteriyoruz ama özellikle içerik oluşturmak ve kitlelere yansıtma hakkında birbirini takip eden, aynı iletişim dili kullanıyoruz. Dijital tüketiciye dokunmayan bir iletişim yöntemi artık düşünülemez durumda. Böyle bir ortamda biz de özellikle işletmelerimize ve gençlerimize, dijital dünyanın kendisi kadar yeni olan ve sayısı hızla artan kavramlarını en doğru şekilde aktarmak istedik. Özenle hazırlamış olduğumuz bu Mini MBA programından sonra katılımcıların dijital pazarlama iletişimi yöntem ve stratejileri hakkında bilgi sahibi olmalarını, dijital medyada markalaşma sürecini, kişisel ve kurumsal marka yönetimini anlamalarını, dijital medya ve içerik yönetimini öğrenmelerini, en popüler uygulama ve platformları kullanabilir hale gelmelerini hedefliyoruz.” dedi.
IAB olarak en önemli önceliklerinden birinin eğitim olduğunu belirten IAB Yönetim Kurulu Başkanı Burak Ertaş, “Gerek sektörleri Dijital Pazarlama iletişimi ile tanıştırmak gerekse de insan kaynağı ihtiyacına katkıda bulunmak amacıyla çeşitli eğitim programlarını hayata geçiriyoruz. Sertifika programlarından kurumsal eğitimlere, genç yetenekleri sektöre kazandıran üniversite kamplarından uygulamalı programlara kadar pek çok alanda eğitimler gerçekleştiriyoruz. Teknolojik dönüşümün kaçınılmaz olduğu bir dönemde dijital pazarlama artık olmazsa olmaz. İşletmelere dijital pazarlamayı en doğru nasıl yapabileceklerini anlatmayı, markalaşma ve ticarette dijitalin oluşturduğu çarpan etkisini göstermeyi görev biliyoruz” dedi.
Açılış konuşmalarının ardından IAB Genel Koordinatörü Ömür Erdem Çelik IAB hakkında bilgi verirken IAB Eğitim Yürütme Kurulu Başkanı Zeynep Taptık Bilgen Türkiye’nin dijital verilerini paylaştı. Dijital İletişim Danışmanı Ercüment Büyükşener “Yeni Nesil Marka Olmak”; IAB Onur Üyesi Neslihan Olcay ise “Hibrit Ticaret” sunumlarıyla katılımcılarla buluştu.
Bursa’daki Bosch Güç Aktarma Çözümleri Fabrikası, kuruluşunun 50. yılına özel olarak Bosch Burs Fonu’nu hayata geçirdi.
Proje kapsamında Türk Eğitim Vakfı’nın (TEV) iş birliğiyle Bursa’da 5 farklı meslek lisesinde eğitim gören 50 öğrenciye 4 yıl boyunca burs desteği verilecek. Eğitimde fırsat eşitliği yaratmak adına desteklenen gençler ağırlıklı olarak kız öğrencilerden oluşacak. Programla Atatürk, Hürriyet, M. Kemal Coşkunöz, Otomotiv Endüstrisi İhracatçıları Birliği ve Tophane mesleki ve teknik Anadolu liselerindeki öğrencilere burs olanağı sağlanacak.
Kahramanmaraş’ta 2 genç girişimci Devlet Destek Programından aldıkları maddi destek ile müstakil evlerinin giriş katına açtıkları 3D yazıcı ofisi ile sanayide depremden sonra yaşanan yedek parça tedarik sorununa çözüm üretiyorlar. Başta sanayi ve KOBİ’ler olmak üzere birçok işletme depremin ardından yaşadıkları yedek parça sorununa çözüm üretmek için sabah akşam mesai harcayan genç girişimciler, gelen siparişleri ilk başta bilgisayar ortamında tasarlıyor ve daha sonra 3D yazıcıda ortaya çıkartıyor. 3D yazıcılar ile yedek parça bulmakta zorlananların ihtiyacını daha hızlı ve uygun maliyetle üreten girişimci gençler, kolay çözüm üretiyor.
“Bulmakta zorluk çekilen parçaların üretimini yapıyoruz”
Devletten aldıkları hibe ve faizsiz kredi desteği ile bu yola çıktıklarını ifade eden Mustafa Zorkun, “Yedek parça üretimi yapılıyor, bizim en çok büyük etkenimiz olmayan plastik bazdaki parçaları burada tasarlanıp üretimi yapılıyor. Endüstriyel olsun, kimyasal olsun ve daha birçok faktörde ham maddemiz mevcut. Tekstil bazlı olan şirketlerimiz birçok makinesi depremde zarar gördüğü için yedek parça bulmakta zorluk çekiyor. Biz bunun önüne geçebilmek için o yedek parçaların üretimini yapıyoruz” dedi.
“Bulunmayan araç yedek parça üretimini yapıyoruz”
3D yazıcılar ile yedek parçayı çok daha da ucuz maliyetine üretmenin mümkün olduğunu ifade eden Zorkun, “Birçok araba enkaz altında kalması ve moloz düşmesi sebebi ile hasar aldı. Düşük veya yüksek model olsun birçok parça ve aksamlar bulunmayabiliyor. Birçok dişli, ara bölümlerdeki parçalar bulunmuyor ve bulunmadığı için de takılmıyor ya da araba yatmak zorunda kalıyor. Ta ki biz burada devreye girince insanlara dişli bazında üretim yapıyoruz hem de araçların olmayan parçalarını numune olarak alıp aynı şekilde üretimini yapıyoruz” diye konuştu.
“Depremzede çocuklara oyuncak üretip dağıttık”
6 Şubat’ta yaşanan depremler sonrasında zarar görmeyen 3D yazıcılar ile depremzede çocuklara ücretsiz olarak oyuncak üretip dağıttıklarını aktaran Zorkun, “Çocuklarımıza önem vererek oyuncak eşyalar ürettik. Dünya kupası olsun, fil figürleri olsun, ufak bazlı oyuncaklar olsun üretimi yapıldı. Çocukları maddi ve manevi olarak motive etmeye çalıştık” ifadelerini kullandı.
Gerçekleştirilen ödül töreninde dört kategorinin birincileri açıklandı. Yarışmada, Mamajoo Sağlık Ürünleri Kurucusu Ayla Müstecaplıoğlu “Türkiye’nin Kadın Girişimcisi” seçildi.
Kübra Yurtsever Kargı, Natuva Kokulu Üzüm girişimiyle “Türkiye’nin Yöresinde Sürdürülebilir Fark Yaratan Kadın Girişimcisi”, Vivosens Kurucusu Gözde Büyükacaroğlu “Türkiye’nin Gelecek Vadeden Kadın Girişimcisi” oldu. Köstebek’i hayata geçiren Müge Baltacı ise “Türkiye’nin Kadın Sosyal Etki Girişimcisi” ödülünü kazandı.
Ödül töreninin açılışında konuşan Garanti BBVA Genel Müdür Yardımcısı Sibel Kaya, kadının güçlenmesi, ekonomide daha fazla söz alması, toplumda ve iş hayatında adil ve eşit fırsatlara sahip olmasına verdikleri önemin her işte pusulaları olduğunu ifade etti.
Kaya, “Biliyoruz ki kadınlar için yüzde 100 eşitlik sağlanmayan bir dünyada ileriye gitmemiz ve sürdürülebilirlikten bahsetmemiz mümkün değil. Biz bu yola çıktığımızda ülkemizde yüzde 5’lerde olan kadın girişimci oranı toplam ekosistem içinde yüzde 14’e yükseldi. Amacımız bu oranın dünya geneli olan yüzde 34’e hatta tam bir eşitlik için yüzde 50 seviyesine çıkması.
Bu nedenle iş hayatında kadın erkek eşitlenene kadar ülkemizin sosyal ve ekonomik gelişimine destek vermek hepimizin sorumluluğu olmalı. Cumhuriyetimizin 100. yılını kutlarken kadın ve erkeğin her anlamda eşit olduğu bir ülke yaratmamız daha da önem kazandı. Cumhuriyetin 100. yılında kadınların sesinin daha gür ve güçlü çıkmasına destek olmaktan mutluluk duyuyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.
Kapsayıcı büyüme çalışmaları ekseninde olumlu ayrımcılık yaparak Türkiye’de ilk ve öncü oldukları Kadın Girişimci Programı’yla 2006 yılından beri finansman sağlama, eğitim, cesaretlendirme ve yeni pazarlara açılma başlıklarında ekosisteme katkı sağladıklarını aktaran Kaya, şunları kaydetti:
“Kadın girişimcilerin finansman ihtiyacı için 2022’de toplam 28 milyar TL kredi kullandırdık. Ancak kadın girişimcilere yönelik çalışmalarımızla her zaman finansman sağlayan bir kurum olmanın ötesine geçmeyi hedefledik. Çalışmalarımızın cesaretlendirme ayağında Türkiye’nin Kadın Girişimcisi Yarışması’yla kadınların önündeki görünmez engelleri kaldırıp motivasyonlarının artmasını, başarı hikayelerini duyurmasını ve rol model olmalarını sağlıyoruz.
Bugün toplamda 43 bini aşan başvuru sayısıyla bir dayanışma topluluğu oluşturduğumuz yarışmayla birçok kadının hayatına dokunduk. 2007’den bu yana kadın girişimcilerin her alandaki başarılarına şahit olduk. Bir kadına bile ulaşmak ve dayanışma içinde olmak çok önemliyken biz büyük bir ekosistem oluşturduk. Bu kapsamda yarışmaya başvuru yapan, finale kalan ve kazanan tüm kadın girişimcileri cesaretlerinden dolayı tebrik ediyorum. 17 yıldır olduğu gibi bundan sonra da finansal ve finans dışı desteklerimizle kadın girişimcilerin yanında olmaya devam edeceğiz.”
“Kazananlar, henüz yolun başında olan kadın girişimcilere ilham oluyor”
KAGİDER Yönetim Kurulu Başkanı Emine Erdem de Türkiye’nin Kadın Girişimcisi Yarışmasının birçok açıdan çok önemli bir yarışma olduğunu belirtti.
Erdem, “Zira kazananlar sadece burada aldıkları ödüllerle sınırlı kalmıyor, buradan sonra ulusal ve uluslararası birçok yarışmadan da ödülle dönerek bizi gururlandırıyor, henüz yolun başında olan kadın girişimcilere ilham oluyor, cesaret veriyor. Ben yarışmamıza başvuran, finale kalan ve kazanan tüm kadın girişimcileri gönülden tebrik ediyorum. Garanti BBVA ve Ekonomist’e 16 senedir kadın girişimcileri cesaretlendirmek için gösterdiği yol arkadaşlığına, düş ortaklığına teşekkür ederim.” değerlendirmesinde bulundu.
Ekonomist Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Talip Yılmaz ise yarışmanın Türkiye’nin kadın girişimci ekosistemine çok büyük katkı yaptığını ifade etti.
Yılmaz, “Geçmişte bu yarışmada adını duyuran çok değerli kadın girişimciler, başarılarını taçlandırarak devam ettirdi. Şirketlerini yöreselden ulusala, ulusaldan globale taşıdı, Borsa İstanbul’da halka arz etmeyi başardı.
Burada ödül alan, alamayan tüm kadın girişimcilerimiz aslında kazandı. İş hayatında asla kaybetmezsiniz, ya kazanırsınız ya da öğrenirsiniz. Tecrübelerinizi artırın ve hayallerinizin peşinden koşmaya devam edin.” açıklamasını yaptı.
Asia News Network’ün haberine göre, Turizm Bakanı Sandiaga Uno, “altın vize” programının daha fazla yabancı işçi ve yatırımcıyı ülkeye çekme konusunda çığır açabileceğini söyledi.
Ülkeyi çalışmak için daha cazip hale getirmeyi amaçlayan uygulama kapsamında yabancılara 10 yıla kadar oturma izni verilebileceğini belirten Uno, teknik detayların henüz netleşmediğini anlattı.
Uno, “Altın vize, dijitalleşme, sağlık, araştırma ve teknoloji alanlarında kaliteli yetenekleri çekmek için yakında başlatacağımız yeni bir program. Bu program, dijital göçebeler ve girişimciler gibi daha fazla yabancıyı yatırım yapmak için ülkeye çekerek çığır açacak.” dedi.
İkinci ev vize programı, yabancılara vizelerinin olması ve Endonezya’daki banka hesaplarında yaklaşık 130 bin dolar bulundurduklarını veya lüks mülkiyetlerinin olduğunu kanıtlamaları durumunda 10 yıla kadar oturum izni başvurusu yapma imkanı veriyor.
Cem Boyner, “ Anlaşmamız kapsamında Param, 100 milyon dolar değerleme üzerinden Hopi’ye yatırım yaptı“ dedi.
Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Boyner Grup CEO’su ve Yönetim Kurulu Başkanı Cem Boyner, “Bu iş birliği sayesinde, yapay zeka ile kişiye özel olarak atanan limitler çerçevesinde, kredi kartsız taksitli alışveriş yaklaşımını Türkiye’de yaygınlaştırırken, bunu da Hopi’nin 15 milyon kullanıcısından başlayarak gerçekleştireceğiz. Bu yeni ürünümüzü, 2 ay içerisinde Hopi üyesi perakendecilerde, müşterilerimizin hizmetine sunacağız. Anlaşmamız kapsamında Param, 100 milyon dolar değerleme üzerinden Hopi’ye yatırım yaptı.” dedi.
Param’ın Kurucu ve CEO’su Emin Can Yılmaz ise, “Bizler için önemli bu kararı, 15 milyondan fazla kullanıcıya ulaşma ve onlara Param’ın fintek çözümlerini sunma motivasyonuyla aldık. Bu stratejik iş birliği sayesinde ‘Şimdi Al, Sonra Öde’ seçeneği ve yapay zeka temelli kredi skorlama algoritması ile her kesime ihtiyacı olan finansal çözümleri sunma gücüne ulaşacağız” diye konuştu.
Hopi’nin yol haritasındaki önemli büyüme alanlarından birinin fintek olduğuna değinen Hopi CEO’su Yalın Özcan ise şunları söyledi: “Son dönemde ekonomide yaşanan gelişmelerle birlikte dünyada olduğu gibi Türkiye’de de farklı ödeme seçenekleri sunmak gün geçtikçe önem kazanıyor. Başta ev kadınları ve gençler olmak üzere bankada hesabı olmayan kesimlerin de bu hizmete ulaşmasını sağlayacağız. Yani bu finansal hizmetlere ulaşımda fırsat eşitliği getirmesi adına da önemli bir adım.”
Biyoteknoloji (4 Yıllık) Bölümü: Kariyer Fırsatları ve Gelecek Projeksiyonları
Giriş:
Biyoteknoloji, günümüzde hızla gelişen bir alan olarak öne çıkmaktadır. Bu disiplin, biyoloji, genetik, kimya ve mühendislik gibi farklı bilim dallarını bir araya getiren multidisipliner bir alan olarak tanımlanabilir. Biyoteknoloji, canlı organizmaların veya hücrelerin kullanılmasıyla ilgili teknolojileri kullanarak sağlık, tarım, yiyecek üretimi ve çevre gibi birçok alanda yenilikçi çözümler sunmayı amaçlar.
1. Biyoteknoloji Bölümünün Temel Açıklaması:
Biyoteknoloji (4 Yıllık) Bölümü, öğrencilere temel biyoloji, moleküler biyoloji, mikrobiyoloji, genetik, biyokimya ve biyoinformatik gibi dersleri içeren kapsamlı bir eğitim sunar. Öğrenciler, laboratuvar çalışmaları, projeler ve stajlar yoluyla pratik deneyim kazanırken, teorik bilgilerini uygulama fırsatı bulurlar. Bu bölüm, biyoteknolojiye ilgi duyan öğrencilere, bu alanda uzmanlaşabilecekleri bir platform sunar.
2. Biyoteknoloji Bölümünde Yer Alan Dersler:
Biyoteknoloji (4 Yıllık) Bölümünde genellikle aşağıdaki gibi dersler yer alır:
– Genel Biyoloji
– Moleküler Biyoloji
– Mikrobiyoloji
– Genetik
– Biyokimya
– Hücre Kültürü ve Fermentasyon
– Biyosistem Mühendisliği
– Biyoinformatik
– Biyomedikal Mühendislik
– İlaç Geliştirme ve Biyofarmasötikler
– Tarım Biyoteknolojisi
– Çevresel Biyoteknoloji
3. Kariyer Fırsatları ve Gelecek Projeksiyonları:
Biyoteknoloji (4 Yıllık) Bölümünden mezun olanlar, geniş bir iş alanında kariyer fırsatlarına sahip olurlar. Aşağıda, biyoteknoloji mezunları için bazı potansiyel kariyer seçenekleri verilmiştir:
a. Araştırma ve Geliştirme:
Biyoteknoloji şirketleri, ilaç firmaları, gıda endüstrisi ve tarım sektörü gibi birçok sektörde araştırma ve geliştirme pozisyonları sunmaktadır. Mezunlar, yeni ürünlerin keşfi ve geliştirilmesi için laboratuvar çalışmalarında yer alabilirler.
b. İlaç Geliştirme:
Biyoteknoloji, ilaç geliştirme sürecinde önemli bir rol oynar. Mezunlar, yeni ilaçların keşfi, klinik deneylerin yürütülmesi ve regülasyon süreçlerine katkıda bulunabilirler.
c. Tarım ve Gıda Endüstrisi:
Tarım biyoteknolojisi, bitki ıslahı ve genetiği ile ilgili yenilikçi çalışmaları içerir. Biyoteknoloji mezunları, tarımsal verimliliği artıran ve hastalıklara dayanıklı bitkiler üreten şirketlerde çalışabilirler. Ayrıca, gıda endüstrisinde de iş imkanları bulunmaktadır.
d. Çevresel Biyoteknoloji:
Çevresel sorunların çözümünde biyoteknoloji kullanarak çözümler üretmek, enerji üretimi, atık yönetimi ve su arıtma gibi alanlarda çalışma fırsatları sunar.
4. Gelecek Projeksiyonları ve Araştırmalar:
Biyoteknoloji, sürekli olarak ilerleyen bir alandır ve gelecekte önemli projeksiyonlara sahiptir. Bazı araştırmalar ve trendler şunları göstermektedir:
a. Genom Düzenleme:
CRISPR-Cas9 gibi genom düzenleme teknikleri, hastalıkların tedavisinde ve genetik bozuklukların düzeltilmesinde büyük potansiyel taşımaktadır. Mezunlar, genom düzenleme alanında yapılan araştırmalara katkıda bulunabilirler.
b. Biyofarmasötikler:
Biyoteknoloji, biyolojik kaynaklardan elde edilen ilaçlar olan biyofarmasötiklerin geliştirilmesinde etkili olmaktadır. Bu alanda yapılan araştırmalar, daha etkili ve hedefe yönelik tedavilerin ortaya çıkmasını sağlamaktadır.
c. Sentetik Biyoloji:
Sentetik biyoloji, yaşayan sistemlerin tasarlanması ve yeniden programlanmasıyla ilgilenen bir alan olarak yükselen bir trenddir. Bu alanda çalışan mezunlar, biyosentetik malzemeler ve biyosensörler gibi yenilikçi ürünlerin geliştirilmesine katkıda bulunabilirler.
d. Biyoteknolojik Tarım:
Biyoteknoloji, bitki ıslahı ve genetiği üzerinde yoğunlaşarak tarımda verimliliği artırmak için çözümler sunmaktadır. Araştırmalar, genetiği değiştirilmiş bitkilerin hastalık direnci, su kullanımı ve besin değeri gibi konularda önemli gelişmeler sağladığını göstermektedir.
5. Zorluk Derecesi ve Sorumluluklar:
Biyoteknoloji (4 Yıllık) Bölümü, karmaşık bilimsel kavramları içeren bir alandır. Mezunlar, yenilikçi çözümler üretmek ve araştırmalar yürütmek için güçlü analitik becerilere sahip olmalıdır. Çalışma süreçlerinde sıkı deney protokollerine uymak, verileri doğru bir şekilde toplamak ve analiz etmek de önemlidir. Ayrıca, güvenlik ve etik kurallarına dikkat etmek, biyogüvenlik standartlarını takip etmek ve laboratuvar ekipmanlarını doğru şekilde kullanmak da sorumlulukları arasındadır.
6. Gelir Düzeyleri:
Biyoteknoloji (4 Yıllık) Bölümünden mezun olanlar, kariyerlerine ve çalışacakları sektöre bağlı olarak değişen gelir düzeyleri elde edebilirler. Araştırma ve geliştirme pozisyonlarında çalışanlar genellikle daha yüksek maaşlara sahip olabilirken, başlangıç seviyesindeki işlerde gelir düzeyi daha düşük olabilir. Ayrıca, deneyim, yetkinlikler ve mezun olunan üniversitenin itibarı da gelir düzeyini etkileyebilir.
Sonuç:
Biyoteknoloji (4 Yıllık) Bölümü, gençlere büyük bir potansiyele ve kariyer fırsatlarına sahip bir alan sunmaktadır. Mezunlar, sağlık, tarım, çevre ve ilaç sektörlerinde araştırma ve geliştirme, ilaç geliştirme, tarım biyoteknolojisi, çevresel biyoteknoloji gibi çeşitli sektörlerde çalışma imkanına sahiptir. Biyoteknoloji (4 Yıllık) Bölümü, öğrencilere temel bilimsel ve pratik beceriler kazandırarak, yenilikçi çözümler üretebilecekleri bir platform sunar.
Gelecekte biyoteknolojinin öneminin artması beklenmektedir. Araştırmalar, genom düzenleme, biyofarmasötikler, sentetik biyoloji ve biyoteknolojik tarım gibi alanlarda büyük potansiyel olduğunu göstermektedir. Bu nedenle, biyoteknoloji mezunlarının gelecekte daha fazla iş imkanı bulması ve önemli projelere katkı sağlaması beklenmektedir.
Biyoteknoloji (4 Yıllık) Bölümü, yüksek düzeyde teknik bilgi ve laboratuvar becerileri gerektiren bir alandır. Mezunlar, karmaşık problemleri çözebilmek, verileri analiz edebilmek ve güncel araştırmaları takip edebilmek için güçlü bir bilimsel temele sahip olmalıdır. Ayrıca, etik standartlara uygun olarak çalışmak, güvenlik protokollerini takip etmek ve laboratuvar ekipmanlarını doğru şekilde kullanmak da önemlidir.
Gelir düzeyi, biyoteknoloji mezunlarının kariyer yoluna ve çalıştıkları sektöre bağlı olarak değişebilir. Araştırma ve geliştirme pozisyonları genellikle daha yüksek maaşlara sahip olabilirken, başlangıç seviyesindeki işlerde gelir düzeyi daha düşük olabilir. Deneyim kazandıkça ve ilerledikçe gelir düzeyi genellikle artar.
Biyoteknoloji (4 Yıllık) Bölümü, gençlere heyecan verici bir kariyer fırsatı sunmaktadır. Mezunlar, bilimsel keşiflere katkıda bulunabilir, insan sağlığı, tarım ve çevre gibi alanlarda etkili çözümler üretebilirler. Bu alanda uzmanlaşan bireylerin gelecekteki iş imkanlarının artması beklenirken, biyoteknoloji sektörünün de sürekli büyüdüğü ve yenilikçi projelere yatırım yapıldığı göz önünde bulundurulmalıdır.
Diyarbakır, İzmir ve Adana’da seçilen 3 köy ile başlayan proje 5 yıl içinde 10 köye ve 1 milyon kişiye ulaşacak. Kırsal ile şehir arasındaki dijital uçurum kapatılmaya çalışılacak.
Hürriyet gazetesinde yer alan habere göre; Trendyol ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) işbirliğinde Türkiye’deki köylerde kırsal kalkınmayı destekleyecek ‘Yarının Köyleri’ projesi başlıyor. Proje kapsamında Trendyol ve UNDP seçilen köylerde sosyoekonomik kalkınmayı hızlandırmak için dijital merkezler kuracak. Bu merkezler çevre köylerin de kullanımına sunulacak. Köylerdeki üreticilere ürün geliştirmeden markalaşmaya, paketlemeden e-ihracata kadar farklı alanlarda eğitimler verilecek. Bu eğitimler köydeki ihtiyaca göre şekillenecek. Sürdürülebilir tarım uygulamaları çiftçilerle buluşturulacak ve hem bireylere hem de kooperatiflere danışmanlık sağlanacak. Ayrıca köylerdeki çocuklara ve gençlere de kodlama ve robotik eğitimler verilecek. Diyarbakır, İzmir ve Adana’da seçilen 3 köy ile başlayan proje 5 yıl içinde 10 köye ve 1 milyon kişiye ulaşacak.
KÖYÜN ÇEVRESİNE DE KATKI
Trendyol Kurucu Ortağı Begüm Tekin, “Türkiye’den doğan ve globalleşen bir şirket olarak topraklarımızda büyük emek harcanarak yetiştirilen ürünlerin, zanaatlerin daha çok kişiye ulaşması ve gerçek değerini bulması en büyük arzumuz. Bir teknoloji şirketi olarak sahip olduğumuz olanaklarla dijital uçurumun kapatılmasına odaklanıyoruz. Yarının Köyleri, bu anlamda etkili dokunuşlar gerçekleştirebileceğimiz, her ayrıntısıyla katkı verebileceğimiz bir proje oldu. Sadece bir köyü değil, o köyün çevresini ve hatta bulunduğu ilin ekonomisini, sosyal hayatını etkileyecek. Köy ve kent arasında fırsat eşitliğinin sağlanmasına katkı verecek adımları birlikte atarak başaracağız” diye konuştu. Türkiye’deki köylerin yaratıcı enerjiyle dolu olduğunu söyleyen UNDP Türkiye Mukim Temsilcisi Louisa Vinton ise, şöyle devam etti:
KÖYLERDEKİ REFAHA VURGU
“Fakat çoğu zaman ürünlerini iç ve dış pazarlara ulaştırmak için ihtiyaç duydukları köprüden ve kentlerde yaşayanların kolaylıkla erişebildikleri dijital yeniliklerden yoksun kalıyorlar. UNDP olarak Trendyol ile kurduğumuz ortaklıkta, bu köprüyü oluşturmak için dijital araçları kullanmayı ve kimseyi geride bırakmadan köylerin refah düzeyinin artmasına katkı sağlamayı amaçlıyoruz.”
Çin Ulusal İstatistik Bürosu’nun (NBS) verilerine göre, 2005 yılında yayınlanmaya başlanan endeks geçen yıl, 2020 seviyesine kıyasla yüzde 8 artarak 264,6’ya yükseldi.
Toplam Ar-Ge harcaması, bir önceki yıla kıyasla yüzde 14,6 artışla yaklaşık 2,8 trilyon yuana (yaklaşık 390,53 ABD doları) ulaştı ve peş peşe altıncı yılında çift haneli büyümesini sürdürdü.
Verilen yerli patent sayısı ise yüzde 26,9 artarak 4,47 milyona ulaştı.
Veriler, bilim-teknoloji inovasyonunun ülkenin yeşil kalkınmasını daha da desteklediğini gösterdi. Geçen yıl, birim GSYİH başına enerji tüketimi bir önceki yıla göre yüzde 2,7 azaldı.
Kömür tüketimi 0,9 yüzde puan azalmayla toplam enerji tüketiminin yüzde 56’sını oluştururken temiz enerji tüketimi ise 1,2 yüzde puan artarak yüzde 25,5’e ulaştı.
Endeks verilerinin Çin’in inovasyon odaklı gelişiminin yurtiçi ve yurtdışındaki karmaşık ve sert koşullara rağmen hızlı ilerleme kaydettiğini doğruladığını belirten NBS istatistikçilerinden Li Yin, istikrarlı ekonomik kalkınmayı sürdürmek açısından güçlü bir itici güç oluşturduğunu kaydetti.
Farklı kullanım ve yatırım senaryolarına uyum kabiliyeti ön plana çıkan projeyi kısa sürede hayata geçirmek istediklerini söyleyen DEÜ Rektörü Prof. Dr. Nükhet Hotar, “Teknolojik gelişmenin temelinde araştırma-geliştirme ve inovasyon yatıyor. Bu noktada da araştırmacılara rahatça çalışabilecekleri ortamı sağlamak bizim en önemli görevlerimiz arasında yer alıyor. Gama Merkezimiz ile dünyada ve ülkemizde rekabetin giderek arttığı bu dönemde üniversitemizin teknolojik altyapısına güç katacak; burada oluşacak yenilikçilik ekosistemini ülkemiz adına katma değere dönüştüreceğiz” diye konuştu.
Bünyesinde 120 firmaya ev sahipliği yapan ve kent ekonomisine 10 milyon doları aşan ihracat katkısında bulunan Dokuz Eylül Üniversitesi Teknoparkı’nın (DEPARK) Tınaztepe Yerleşkesi’nde yer alan Alfa ve Beta binalarının yanına ekleyeceği Gama Ar-Ge ve İnovasyon Merkezi için düzenlenen yarışmada kazanan proje belli oldu. Birçok başvurunun yapıldığı yarışmada birinciliği İki Artı Bir Mimarlık’ın projesi kazandı. Söz konusu projede; kiralanabilir alan imkanları, yerleşke siluetine katkısı, yapım, işletim ve bakım maliyetlerinin uygunluğu ile farklı kullanım ve yatırım senaryolarına uyum kabiliyeti ön plana çıktı. DEÜ Rektörü Prof. Dr. Nükhet Hotar’ın da özellikle üzerinde durduğu ve her aşamasını titizlikle takip ettiği projenin çevreci ve sürdürülebilir olmasına da özel önem verildi.
“Yeni binamızı planlarken çevreci olmasına da dikkat ettik”
Gama Ar-Ge ve İnovasyon Merkezi’ni planlarken ekonomik ve rasyonel çözümlere dikkat ettiklerini söyleyen DEÜ Rektörü Prof. Dr. Nükhet Hotar, “Teknolojik gelişmenin temelinde araştırma-geliştirme ve inovasyon yatıyor. Bu noktada da araştırmacılara rahatça çalışabilecekleri ortamı sağlamak bizim en önemli görevlerimiz arasında yer alıyor. Birinci seçilen projemiz yatırım senaryolarına uyum kabiliyeti ve girişimcilerin taleplerine göre esneklik sağlayabilmesiyle ön plana çıktı. Yeni binamızı planlarken çevreci olmasına da dikkat ettik. Binamız, rüzgarı kesmeyen parçalı kütle kurgusu ve gölgeli dış mekanlar üretiyor oluşuyla da Tınaztepe Yerleşkemizin yapısına uyum sağlayacak. Mimari proje yarışmasında hepsi birbirinden değerli projeler titizlikle incelendi ve birinci olan proje belirlendi” dedi.
“Önümüze koyduğumuz hedeflerin hayata geçirilmesindeki en önemli itici güç olacak”
Dokuz Eylül Üniversitesi’nin Tınaztepe Yerleşkesi’ndeki Teknoloji Geliştirme Bölgesi’nin (TGB-1) Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile 27 bin 631 metrekareye ulaştığını hatırlatan Rektör Hotar, “Bu karar, 250 milyon TL toplam cirosu olan ve kente 10 milyon dolar ihracat katkısı sağlayan DEPARK’ın yeni hedef ve projelere yelken açmasını sağlayacak. TGB-1 alanında hayata geçirmeyi planladığımız Gama Ar-Ge ve İnovasyon Merkezi de önümüze koyduğumuz hedeflerin hayata geçirilmesindeki en önemli itici güç olacak. Gama Merkezimiz ile dünyada ve ülkemizde rekabetin giderek arttığı bu dönemde üniversitemizin teknolojik altyapısına güç katacak; burada oluşacak yenilikçilik ekosistemini ülkemiz adına katma değere dönüştüreceğiz” diye konuştu.
3 bin Ar-Ge personeli hedefimiz var
DEPARK Genel Müdürü Prof. Dr. Özgür Özçelik ise yaklaşık 3 bin Ar-Ge personeline ev sahipliği yapması planlanan Gama Ar-Ge ve İnovasyon Merkezi İzmir’e yeni bir soluk getireceğini belirterek, ” Gama için çeşitli sektörlerden birçok firma şimdiden ilgi göstermeye başladı. Gama Binaları, yerli ve milli üretime katkı sağlayacak Ar-Ge projelerinin geliştirileceği bir merkez olacak, yenilenmiş kuluçka merkezimizle daha çok girişimciye ev sahipliği yapacak. Rektörümüz Prof. Dr. Nükhet Hotar önderliğinde ve ondan aldığımız cesaretle çıktığımız bu yolda çalışmalarımızı daha da hızlandırarak yeni projelere ve hedeflerle büyümeye devam edeceğiz” açıklamasında bulundu.
Gama Ar-Ge ve İnovasyon Merkezi
Dört farklı blok olarak İki Artı Bir Mimarlık tarafından tasarlanan Gama Ar-Ge ve İnovasyon Merkezi’nde kiralanabilir alanların kullanışlı olması stratejisi ön planda tutuldu. A, B, C ve D bloklarının tamamı 46 bin 630 metrekarelik inşaat alanı olarak tasarlandı. 18 bin 265 metrekarelik kiralanabilir alana sahip olacak merkezde, 28 bin 365 metrekarelik ortak alan oluşturuldu. Güçlü kurumsal temsiliyeti ve rasyonel çözümleriyle ön plana çıkacak merkezin dört etapta tamamlanması hedefleniyor. Yenilikçi yapısıyla dikkat çekecek Gama Ar-Ge ve İnovasyon Merkezi’nde paylaşımlı ofisler ve ıslak laboratuvarlar, dijital laboratuvarlar, ticari ve sosyal alanlar yer alacak. Proje planları içindeki ortak alanlarda; kuluçka merkezi, konferans salonu, toplantı salonu, sirkülasyon ve karşılaşma bölümleri, yönetim katı, sığınak ve teknik alanlar, enformel paylaşımlı etkileşim bölümleri ile restoran, kafe ve çeşitli sosyalleşme alanları bulunacak.
TOBB’dan yapılan açıklamaya göre, Platform, Türkiye’de faaliyet gösteren startupları kayıt altına alarak, gelişimlerini izleyecek ve görünürlüklerini artırarak, onları yatırımcılar ve müşterilerle buluşturacak.
Hazırlanacak internet uygulaması üzerinden erişilecek platformda startuplar, ekiplerini beyan edebilecek, ürün ve hizmetlerini sergileyebilecek, ticarileşme ve büyüme yolunda ihtiyaç duydukları yatırım, müşteri, eğitim ve mentorluk hizmetlerini platform çatısı altında sunulacak hizmetlerden karşılayabilecek.
Açıklamada görüşlerine yer verilen TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, Türkiye’yi teknoloji odaklı girişimcilerin merkezi haline getirmek için yeni bir projeye başladıklarını belirterek, şunları kaydetti:
“Ülkemiz startuplarını kayıt altına alacak, gelişimlerini izleyecek ve desteğe ihtiyaç duyduklarında yanlarında olacağız. Bir tırtıl, kelebeğe dönüşürken nasıl kozaya ihtiyaç duyuyorsa, startuplar büyük işletmelere dönüşürken bu platform onların kozası olacak. Her bir fikri ayrı bir kozaya alacak, bu kozada onları ticari hayata hazırlayacak ve ardından yuvadan ayrılarak her birinin dev işletmelere dönüşmelerini dileyeceğiz. Yeni fikirleri hayata geçirecek ve bunları ticarileştirerek hep birlikte yeni zenginlik kaynakları, istihdam alanları oluşturacağız. Türkiye Startup Platformu ile ülkemizdeki girişimcilik ekosistemini daha da güçlendireceğiz. Startuplar konusunda faaliyet gösteren tüm kuruluş, girişim ve uzmanların bu projeye katkı vermelerini, etkin katılımlarını bekliyorum.”
Fikirlerin hayata geçirilmesinde yatırımcıların çok önemli payı olduğunu vurgulayan Hisarcıklıoğlu, “Bu projede portföy yönetim, girişim sermayesi ve yatırım şirketleri ile fonlar, finans kuruluşları ve büyük işletmelere de önemli hizmetler sağlanacak. Startup ekosisteminin buluşma noktası olacak Türkiye Startup Platformu’nu, Ocak 2023’te tüm tarafların kullanımına açacağız.” ifadelerine yer verdi.
500 bin dolarlık kaynak desteği
Google Türkiye Ülke Direktörü Mehmet Keteloğlu da ülkenin genç nüfus ve girişimcilik kültürü sayesinde her geçen gün teknoloji ve inovasyon odaklı girişimlerin sayısının arttığını belirterek, “Ülkemiz bu alanda çok büyük bir potansiyele sahip. Türkiye’den çıkan startuplar dünyada da görünür oluyor, yatırım alıyor. Dünyada indirilen oyunların yüzde 9’u Türkiye’deki oyun üreten firmalara ait.” değerlendirmesinde bulundu.
Keteloğlu, TOBB’un öncülüğünde de bu ekosisteme katkı sağlamanın mutluluğu içinde olduklarını ifade ederek, şöyle devam etti:
“Teknoloji girişimciliğinin tüm aktörlerini kapsayacak Türkiye Startup Platformu’nun hayata geçmesi için Google.org aracılığıyla 500 bin dolarlık kaynak desteğinde bulunduk. Ülkemizde teknoloji ve inovasyon odaklı girişimlere, eğitim ve mentorluk desteği verilmesi ve bu girişimlerin yatırımcı ve sanayicilerle bir araya getirilmesi amacıyla hayata geçirilen Türkiye Startup Platformu bu alanda önemli bir kolaylaştırıcı olacak.”
Google’ın Türkiye’de faaliyet gösterdiği 15 yılı aşkın sürede Türkiye’deki girişim ekosistemine sağladığı katkılara değinen Keteloğlu, bireylerin, özellikle de gençlerin, teknoloji ürün ve hizmetlere adaptasyonu anlamında kamu ve sivil toplumdaki iş ortaklarıyla birlikte önemli birçok projeye imza attıklarını belirtti.
Projenin ilk ayağında politika önerileri ve eylem planı hazırlanacak
Projenin ilk kısmında startupların eğitim ve mentorluk ihtiyaçları belirlenecek ve ekosistemde yer alan paydaşlar ile bir araya gelinerek, startupların gelişmesinin önündeki engeller tespit edilecek. Startupları destekleyecek politika önerileri ve eylem planı oluşturularak kamu kurumları ile paylaşılacak. Eylem planının ardından, platform Ocak 2023’te startupların erişimine açılacak.
Startuplar, yatırımcılar, müşteriler, teknik ekipler, inovasyon ve hızlandırma programları ve eğitim ile mentorluk hizmetleri de dahil olmak üzere ihtiyaç duydukları birçok imkanı platform aracılığı ile karşılayabilecek. Startuplar ayrıca platform çatısı altında oluşturulacak metaverse buluşma noktası ile birbirleriyle iletişim kurabilecek ve fikir alışverişinde bulunabilecekler. İlave olarak projede yeni nesil topluluk yönetim araçlarıyla bir startup topluluğu oluşturulması planlanıyor.
Kendi işini kurmak isteyenleri desteklemek için verilen hibe şeklindeki desteklere yenisi eklendi. Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı (KOSGEB) girişimcilere verilecek geri ödemesiz destek paketini ve geri ödemeli faizsiz destek paketini açıkladı.
Girişimciler için geliştirilen yeni destek paketlerini açıklayan Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı (KOSGEB) kendi işini kurmak isteyenlere destek olmaya devam ediyor.
İŞİNİ KURMAK İSTEYENLERE 2 YENİ DESTEK PAKETİ
Kendi işinin patronu olmak isteyenlere destek olmaya devam eden Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı (KOSGEB) faizsiz geri ödemesiz 50 bin liralık destek paketini ve faizsiz ama geri ödemeli 100 bin liralık destek paketini duyurdu. KOSGEB destekleri ile ekonomide itici güç olan üretim gücünün artmasında önemli rol oynayan küçük ve orta boy firmalara ve ya kendi işini kurmak isteyen yeni girişimcileri iş hayatına kazandırmayı amaçlıyor. KOSGEB faizsiz geri ödemeli ve ya tamamen geri ödemesiz hibe şeklindeki destekleri ile milyonlarca kişiyi iş hayatına kattı.
KOSGEB YENİ DESTEKLERİ İLE BİNLERCE KİŞİYE İŞ İMKANI YARATACAK
Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı (KOSGEB) yeni açıkladığı 2 destek programı ile binlerce kişiye iş imkanı sağlarken binlerce iş yerine de altyapısını geliştirerek işini büyütme imkanı sağlayacak. “Mobilya İmalatı Hibe Desteği”ni hayata geçiren KOSGEB’den yapılan açıklamaya göre mobilya imalatı desteği ile mobilya üretip bu mobilyaları satmak isteyen girişimcilere iş yaşamına kazandırılacak.
KOSGEB DESTEKLERİNDEN YARARLANACAK OLANLARA ÜRETİM YAPMA ŞARTI
KOSGEB’in hayata geçirdiği mobilya imalat desteğine, hem beyaz eşya hem de diğer mobilya çeşitleri dahil olacak. “Mobilya İmalatı Hibe Desteği” kredisine başvurmak isteyenlerin öncelikle hangi türde ve alanda mobilyalar üreteceğine karar vermesi gerekiyor. KOSGEB’den yapılan açıklamaya göre hibe ya da destek kredileri kendi imalathanelerinde ya da fabrikalarda kendi ürettiği mobilyaları satmak için dükkan açmak isteyenlere verileceği ifade edildi.
KOSGEB KREDİLERİ KİMLERE VERİLMEYECEK?
Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı’nın (KOSGEB) yeni desteği kesinlikle hazır mobilyaları satmak için bir iş yeri açmak isteyen kişilere bu destek kredisi verilmeyecek.
BAŞVURACAKLAR İLK ÖNCE MOBİLYA KODLARINI ÖĞRENMELİ
Mobilya imalat desteği almak isteyen girişimciler ilk önce desteğin hangi mobilyalara verileceğini öğrenmesi gerekiyor. C-31 türü mobilyaların destekleneceğini belirten KOSGEB başvuracak kişilere en fazla 50 bin lira destek verileceğini, bu rakamın üstüne çıkacak olanlara ise faizsiz geri ödemeli destek programlarının önerileceğini açıkladı.
KOSGEB’den yapılan açıklamaya göre 50 bin liranın üstünde desteğe ihtiyacı olanlara geri ödemeli faizsiz kredi sağlanacak. Bu kredi de ise üst limit 100 bin lira olarak belirlendi.
KOSGEB KREDİLERİNE KİMLER BAŞVURABİLİR?
Mobilya imalat desteği verilecek kendi işini kurmak isteyen girişimcilerden bazı şartlar arandığını açıklayan Küçük ve Orta Ölçekli İşletmeleri Geliştirme ve Destekleme İdaresi Başkanlığı (KOSGEB) öncelikle başvuru sahiplerinin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olması gerektiğini ve 18 yaşından büyük olanların başvurularının kabul edileceğini belirtti.
Ayrıca başvuru sahiplerinin KOSGEB Girişimcilik Sertifikası almış olması da gerekiyor. Başvuracak girişimcilerin KOSGEB Mobilya İş Planına sahip olması da gerekiyor.
Kartal Belediyesi, ilçe halkına daha iyi hizmeti sunmak, hizmet kalitesini artırmak ve verimli bir çalışma ortamı oluşturmak amacıyla belirli aralıklarla verdiği kurum içi eğitim seminerlerine devam ediyor. Eğitimler kapsamında belediye personeline yönelik, yaşamın her alanında etkisini gün geçtikçe yoğun bir şekilde gösteren dijital dünyanın gündemi “metaverse” ve “inovasyon” konularını içeren bir seminer düzenlendi.
İnsan Kaynakları ve Eğitim Müdürlüğü’nün koordine ettiği eğitimler ile çalışanların farklı konularda donanımlı olmaları amaçlanıyor. Eğitim seminerlerine alanlarında uzman isimler davet ediliyor. Bu kapsamda yapılan eğitimlerden biri de “İnovasyon ve Metaverse” adlı eğitim oldu.
MERYEM ARSLAN, İNOVASYON PROJE VE UYGULAMALARINI DÜNYA GENELİNDEKİ ÖRNEKLERLE ANLATTI
Kartal Belediye Meclisi Salonu’nda düzenlenen eğitimde Türkiye Belediyeler Birliği Gaziantep Daire Başkanlığı görevini yürüten Dr. Meryem Arslan, yaşamın her alanında etkisini gün geçtikçe yoğun bir şekilde hissettiren, çalışma yaşamından ekonomiye, kültür sanattan eğlenceye kadar bütün yaşamsal alanlarda yeni bir dünyaya açılan kapı olan metaverse ve inovasyon hakkında katılımcılara çeşitli bilgiler verdi. Arslan, eğitimde belediyelerde yürütülen inovasyon proje ve uygulamaları dünya geneli ve Türkiye’deki örneklerle anlattı.
ARSLAN: İNOVATİF GİRİŞİMLER DESTEKLENMELİ
İnovatif girişimler ile kamusal alanda da yeni projelerin desteklenmesi gerektiğini belirten Arslan, inovasyonun belediyelerde yaygınlaştırılabilmesi için öncelikli olarak İnsan Kaynaklarının güçlendirilmesi ve fon aktarımları ile desteklenmesi gerektiğini, artırılmış sanal gerçeklik için ilgili teknik donanımlar ve ortamların önemini vurguladı. Metaverse konusunun günümüz dijital çağda yaşamımızın bir parçası haline geldiğine dikkat çeken Meryem Arslan, eğitimde büyüyen sanal evrenin pozitif yönleri ve risklerine yer verdi.
Neal Stephenson’ın 1992 yılında Neal Stepson’un “Snow Crash” isimli romanı ile hayatımıza giren metaverse kavramının günümüzde yaygınlaştığını kaydeden Arslan, kullanıcıların oluşturdukları avatarlar ve dijital ikizler ile sanal sistemde gezebildiklerini, oyun oynandıklarını, alışveriş yaparak, konser izlediklerini belitti.
“OLUMSUZ ETKİLERİN ÜZERİNDE DURULMASI GEREKİR”
Kamuda ise trafik kontrolü, müzikli metro merdivenleri, sanal arsa gezileri gibi örneklerin yaygınlaştığına dikkat çeken Arslan, metaverse uygulamalarının risklerine de değindi ve ortaya çıkabilecek psikolojik/sosyolojik boyuttaki sorunlar, depresyon, yalnızlık, gerçek yaşamla bağlantının kopması gibi olumsuz etkilerinin üzerinde durulması gerektiği belirtti.
Son yılların popüler kavramlarından biri olan inovasyon ile ilgili yayınlanmış eserleri de bulunan Arslan, seminerin sonunda Kartal Belediyesi personelinin sorularını yanıtladı.
Togg ile Bilişim Vadisi’nin ortaklığında başlatılan Mobilite Hızlandırıcı Programı’ndan 10 girişimcinin mezun olması dolayısıyla tören düzenlendi.
Kacır, törende yaptığı konuşmada, Bilişim Vadisi’nin stratejik yaklaşımla hareket eden, Türkiye’nin öncelikli alanlarında önemli iş birliklerine imza atılmasına vesile olan bir merkez olduğunu söyledi.
Bilişim Vadisi’nin Türkiye’nin öncü Ar-Ge şirketleriyle girişimcileri buluşturan bir merkez olduğuna işaret eden Kacır, şunları kaydetti:
“Böylelikle Türkiye’nin milli teknoloji hamlesine, hedeflerine yürümesinde çok önemli bir kaldıraç. Aynı zamanda her zaman vurguluyoruz ki Türkiye’nin otomobili Togg; sadece bir otomobil markası değil, Togg Türkiye’de mobilite sektörünün adeta sıfırdan yeniden kurulmasına öncülük edecek, mobilitenin dönüşümüne liderlik edecek, belki kendisinden de büyük start-up’ların doğmasına, büyümesine vesile olacak bir kaldıraç. Bu 2 paydaşın bir araya gelmesinden ve Türkiye’nin mobilite alanında yaratıcı çözümler geliştirecek teknoloji girişimleriyle hareket etmesinden çok büyük bir mutluluk duyuyorum. Bu birlikteliğin çok önemli iş birliklerine vesile olacağına yürekten inanıyorum.”
Kacır, Milli Teknoloji Hamlesine değinerek, “Türkiye’nin geleceğine imza atacağımız işin adını, Milli Teknoloji Hamlesi olarak görüyoruz. Milli Teknoloji Hamlesiyle Türkiye’nin yüksek teknoloji geliştirme kapasitesini bugünkünden çok daha ileri noktalara taşımayı, kritik alanlarda ihtiyaç duyduğumuz tüm sistem, platform ve bileşenleri yerlileştirmeyi hedefliyoruz. Böylelikle hem ekonomide, teknolojide tam bağımsızlığımızı tahkim etmeyi hem de bugünkünden çok daha ileri noktalara Türk ekonomisini taşımayı amaçlıyoruz.” diye konuştu.
Bakanlık olarak yürütülen projeler hakkında bilgi veren Kacır, Milli Teknoloji Hamlesi kapsamında verilen destekleri anlattı.
“Bir otomobilden fazlasını yapmak ve mobilite ekosisteminin çekirdeğini oluşturmak için yola çıktık”
Togg Üst Yöneticisi (CEO) Mehmet Gürcan Karakaş da bir otomobilden fazlasını yapmak ve mobilite ekosisteminin çekirdeğini oluşturmak için yola çıktıklarını söyledi.
Yeniliklerin kalbinin start-uplarda olduğunu dile getiren Karakaş, “Geleceğin de daha fazla start-uplar tarafından şekilleneceğini bildiğimizden uzun bir süredir start-upları iş ortağımız olarak çalışmamızın merkezine alıyoruz. Bu bağlamda da Bilişim Vadisi’yle hızlandırma programını başlattık. Hızlandırma programının yanında da start-uplarla başka programlarda ve ikili görüşmelerde çalışıyoruz. Günümüzün bu değişen çerçevesinde teknolojilerin içerisine oyunlaştırma girdi, fintech çözümleri girdi, blok zinciri çözümleri girdi. Bunları klasik otomobil dünyasında bulmamız mümkün değil. O yeni fikirleri gençlerimizden, start-uplarımızdan almamız gerekiyor, o nedenle buradayız.” ifadelerini kullandı.
“Program, bu yıl 850’nin üzerinde girişimci başvurusu aldı”
Bilişim Vadisi Genel Müdürü Serdar İbrahimcioğlu ise ekosistemi de geliştirecek bir Bilişim Vadisi hayal ettiklerini, bu yolda Bakan Yardımcısı Fatih Kacır ve Togg Üst Yöneticisi Karakaş’ın destekleriyle çok daha büyük girişim ekosistemine hitap edebilecek hızlandırma programı yaptıklarını dile getirdi.
İbrahimcioğlu, 2 yıldır bu programı düzenlediklerini aktararak, “Geçtiğimiz yıl 90 girişimci başvurusu aldığımız program, bu yıl 850’nin üzerinde girişimci başvurusu aldı.” dedi.
Daha sonra 6 Nisan’da başlayan yoğun eğitim ve mentorluk programını kapsayan Mobilite Hızlandırıcı Programını başarıyla tamamlayan 10 girişimci, yatırım fonlarına ve potansiyel müşterilerine girişimlerini tanıttı.